Plugins

 

 

Kıymetli ağabeyim Nuri Gürgür’ün kaleme aldığı, Ötüken Neşriyatın okurla buluşturduğu "Milli Meselelerimiz, Konularımız ve Sorunlarımız Üzerinde Düşünceler" adlı çalışma, günümüz Türkiye’sinin meselelerine derinlikli bir bakış sunuyor. Bu eser, yazarın 2021-2025 yılları arasında kaleme aldığı ve kamuoyuyla paylaştığı düşüncelerinin bir dökümü niteliğinde. Ancak karşımızda sıradan bir "köşe yazıları derlemesi" yok. Kitap, kronolojik bir sıralama yerine, meselelerin özüne nüfuz eden titiz bir tematik kurguyla hazırlanmış. 11 ana başlık altında toplanan bu tasnif, eseri bir güncel yorum kitabından ziyade, Türkiye’nin son dönemine ışık tutan bir "meseleler atlası" haline getiriyor.

 

Nuri Gürgür, ömrünü vakfettiği fikir mücadelesini ve yılların süzgecinden geçen tecrübelerini bu kitapta bir araya getirmiş. Kitap, sadece geçmişin bir muhasebesi değil, aynı zamanda geleceğe bir projeksiyon tutma iddiası taşıyor. Gürgür’ün her zamanki mutedil, sağduyulu ve analitik üslubu, karmaşık görünen milli meselelerin düğümlerini birer birer çözmemize yardımcı oluyor.

Nuri Gürgür’ün bu son eseri, "nereden geldik, neredeyiz ve nereye gidiyoruz?" sorularına yanıt arayan herkes için kıymetli bir rehber niteliğinde. Fikir dünyamıza kattığı bu değerli tuğla için kendisini tebrik ediyor, kitabın hak ettiği ilgiyi görmesini temenni ediyorum.

Et ve Süt Kurumu’nun Macaristan’dan et ithal ettiği, bu ithalatın kurumun genel müdürünün Macaristan’daki şirketinden gerçekleştirildiği iddia edildi. Genel müdür de bu iddianın doğru olmadığını, söz konusu şirketin 2021 yılından beri Türkiye'ye veya AB ülkelerine yönelik hiçbir şekilde ithalat ya da ihracat faaliyeti olmadığını söyledi. Şirketin Macaristan içinde de üretim, satış, dağıtım veya hizmet sunumu kapsamında herhangi bir faaliyeti olmadığını da ilave etti. Ayrıca Et ve Süt Kurumu'nun resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada da, "Et ve Süt Kurumu, kırmızı et piyasalarını düzenleme görevi kapsamında, kırmızı et piyasalarında dönemsel manipülatif fiyat artışlarını önlemek amacıyla dengeli bir şekilde piyasa ihtiyacı nispetinde dış ticaret tedbirlerine başvurmaktadır. Bu tedbirler çerçevesinde gerçekleştirilen tüm faaliyetlerimiz her yıl mevzuata uygunluk açısından ilgili kurumlar tarafından denetlenmektedir.

Yusuf Akçura 2 Aralık 1896’da doğdu, 11 Mart 1935’te vefat etti. Dolayısıyla doğumunun 125. Yıldönümünde onu anmış oluyoruz. Allah rahmet etsin, mekânı cennet olsun.

Yusuf Akçura Türk Ocağının kurucuları arasındadır. "Türk milletini sevmek ve yüceltmek" olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olanların bundan yüz yıl önce kurup bu güne kadar yaşattığı "Türk Ocağı", bu ülkünün ilk ve en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşudur.

Yusuf Akçura, Türkçülük fikrini Türk Ocağı kurulmadan çok daha önceleri benimsemişti. O sürgünde olduğu Trablusgarp şehrinden 1898 veya 99 yılında, daha sonra Türk Ocağında da birlikte çalışacakları arkadaşı Ahmet Ferit ile birlikte kaçarak Paris’e gitmiş ve orada Siyaset İlmi tahsil etmiştir. Sonraları hazırladığı ve Türk Ocağı adına yayınlanan “Türk Yılı” kitabında kendi hayatını anlatırken Paris’teki bu tahsilinin kendisine Türkçülüğü siyaseten de yapma yönünde motive ettiğini anlatır[i].   1904’te Kahire’de çıkan “Türk” mecmuasına yazdığı “Üç Tarz-ı Siyaset”, sonraları kitap haline getirilmiştir. En son baskısı, Dr. Arslan Tekin tarafından hazırlanmış ve “Üç Tarz-ı Siyaset ve Tartışmalar” adıyla neşredilmiştir. 2004 yılında Kazakistan Almatı’da oğlum Buğra’yı ziyarete gittiğim zaman, Sarıarka reyonunun hâkimi olan Akan Akçurin isimli bir arkadaşıyla beni tanıştırmıştı. Bu kişi Yusuf Akçura’nın akrabası, yanlış hatırlamıyorsam torunu idi. O zaman Buğra ve Akkan baş başa verip Üç tarz-ı Siyaset kitabını Kazakça ve Rusça’ya tercüme edilip basılmasını sağlamışlardı.

1966 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümüne girdim ve 1971 yılında lisans eğitimimi tamamladım. O yıllarda Ruanda, Güney Afrikave Afrika’nın başka ülkelerinde onbinlerce insan çeşitli sebeplerle katlediliyordu. Olaylar beni kara adam ile ilgili duygularımı dile getirecek bir şiir yazmaya sevk etmişti. Sonra Dünyanın birçok yerine gittim, zencileri gördüm, tanıdım. Arkadaşlarım oldu, öğrencilerim oldu. Şiiri yazmaya devam ettim, halen de devam ediyorum. Ama Kastamonu Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Topluluğunun 25 Mayıs 2022’deki Afrika Günü toplantısında mevcut halini okudum. Henüz tamamlanmamış da olsa,öğrencilerimin isteği üzerine burada da paylaşıyorum.

KARA ADAM
Kara adam karalığın katrandan kara
Kara bahtın bugün belki de ondan kara
Herkes bilir beyaz adam uzaktan geldi
Beyaz yüzü kara kalbi ile zulmetti

24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİNE GİDERKEN

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri ülkemize huzur, barış, hukuk düzeni, herkesin içselleştirdiği bir demokrasi ve birlik getirsin. Bu sıradan gibi görünen sözlerin “künhüne” vakıf olmak için yakın geçmişi hatırlamak gerekir:

  • 27 Mayıs İhtilali, seçilmiş bir iktidarı askeri darbeyle devirdi. Darbeciler kendi aralarında anlaşmazlığa düşerek, sabık yöneticileri idam edilmemesini ve bir an önce demokrasiye avdet edilmesini isteyen 14’ler diye bilinen Türkeş bey ve arkadaşlarını sürgüne gönderdi. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi. Şimdi demokrasi şehitleri olarak anılıyorlar..
  • 22 Şubat 1962’de ve 21 Mayıs 1963’te Talat Aydemir iki defa darbeye teşebbüs etti, ama başarılı olamadı. Talat Aydemir ve silah arkadaşı Fethi Gürcan idam edildi.
  • 12 Mart 1971 Muhtırası. TSK içinde yeni bir kalkışmayı önlemek üzere Komuta kademesi hükümete muhtıra verdi. Demirel hükümeti istifa etti.
  • 12 Eylül 1980 Darbesi. Ülkede ideolojik çatışma had safhaya yükselmişti. Bunu bahane eden komuta kademesi idareye el koydu. Onlarca vatan evladı “bir onlardan bir bunlardan” şeklinde kelle hesabı yapılarak idam edildi.

Site düzenlemesi Crystal Studio